MAKALELER

Psikolog/ Yetişkin

OBSESİF KOMPULSİF BOZUKLUK VE BİLİŞSEL DAVRANIŞÇI TERAPİ İLİŞKİSİ

OBSESİF KOMPULSİF BOZUKLUK VE BİLİŞSEL DAVRANIŞÇI TERAPİ İLİŞKİSİ

İnsan zihninde istem dışı olarak beliren, kişide çeşitli rahatsızlıklar ortaya çıkaran obsesyonlar ile bu obsesyonların oluşturmuş olduğu kaygıyı en aza indirgeme amaçlı istemli olarak bir takım ritüeller şeklinde kendini gösteren zihinsel ya da davranışsal tepkiler olan kompulsiyonların birlikteliğini obsesif kompulsif bozukluk olarak adlandırabiliriz.

OKB, istenmeyen ve zorlayıcı obsesif düşüncelerin ve rahatsız edici imgelerin ortaya çıkması şeklinde tanımlanır. Obsesyonlar, kişinin denetleyemediği, kişiye rahatsızlık veren süreğen ve tekrarlayan imgelerdir. Bu yüzden kişi bu düşüncelere direnmeye ve ya bunları bastırmaya çabalar. Kompulsiyonlar ise obsesyonun yaratmış olduğu kaygıyı ortadan kaldırmak için uzun ritüeller şeklinde yapılan yinelenen bir takım eylemlerdir. Rahatsızlığı önleme ve azaltma ya da korkulan bir olay veya durumu engelleme amacı taşır. Tedavi edilmediği takdirde işlevsellikte bozulma meydana getiren kronik bir bozukluktur. ( Butcher, Mineka ve Hooley, 2013)

Çeşitli kuramsal yaklaşımlara göre obsesyonların psikoterapisi ve etiyolojisi farklılık gösterebilmektedir. Obsesif kompulsif bozukluğun etiyolojisine yönelik günümüzde de geçerliliklerini sürdürmekte olan Abartılı Sorumluluk Algısı Modeli, Bilişsel Kontrol Modeli ve Yanlış Yorumlama Modeli gibi pek çok bilişsel model mevcuttur. Özellikle çeşitli bilişlere vurgu yapmakta olan bu modellere göre OKB’de hatalı değerlendirme olarak varsayabileceğimiz altı adet inanç vardır. Bunlar, düşüncelerin kontrolü, belirsizliğe tahammülsüzlük, abartılı sorumluluk algısı, mükemmeliyetçilik, düşüncenin önemsenmesi, abartılı tehdit algısıdır. Bu tür inanç ve hatalı değerlendirmeler tedavi sırasında üzerinde durulması gereken noktalardandır. (Pişgin, İ. ve Özen, D. 2010)

Obsesif düşünceleri bastırmaya çalışmanın etkileri de oldukça önemlidir. İnsanlar istenmeyen düşüncelerini bastırmaya çaba gösterdiğinde, bu düşüncelerin tam tersine daha da artmakta olduğunu görürler. Yapılan araştırmalara göre düşüncelere karşı direnmek, obsesyonun sıklığının ötesinde, obsesif kompulsif semptomlarda daha genel artışa da sebep olmaktadır.

Salkovskis (1989), obsesif kompulsif bozukluğa sahip bireylerin kendilerine ve çevresindekilere gelebilecek zararları önlemede aşırı sorumluluk duyuyor olmaları ve suçlulukla ilgili işlevsiz inançları olduğunu ileri sürmüştür. Hasta gerçekleştirmiş olduğu kompulsiyonların, kendisinin ve çevresindekilerin başına gelebilecek potansiyel tehlike ve zararı engellemede işlevsel olduğuna inanır ve böylelikle sorumluluğunu azalttığını düşünür. Rahatsızlıkların ve obsesyonların artmasına etki eden sebeplerden biri de algılanan sorumluluğun artmasıyla birlikte bu durumu nötrleştirmek için daha fazla zorlamanın yaşanmasıdır Bu zorlayıcı düşüncelerde sorumluluk değerlendirmeleri, hastanın içinde bulunduğu durumu kendi gözünde felaketleştirici etkiye sahip olabilmektedir. (Butcher ve ark. 2013)

Bilişsel Davranışçı Terapinin Rolü
Bilişsel davranışçı terapi, danışanlara hastalığın nedenselliğini anlama ihtiyacını giderme imkanı sunar. Obsesif kompulsif bozukluğu olan hastalarda; bu obsesyon ve kompulsiyonların mantıksız ve aşırı olduğuna dair bir anlayış vardır. Ancak bununla birlikte olayları ve objeleri çarpık biçimde tehlikeli yorumlama eğilimi olduğu kabul edilmektedir. Bilişsel davranışçı terapi , kişinin davranışları ve bilişleri üzerinde bir değişim sağlayarak endişe uyandıran düşünce ve belirtilerin sürmesine sebep olan davranışları azaltmayı amaçlamaktadır.

Genel bir sorun olarak, OKB’li danışanların olaylara bakış açısına göre tek bir uygun çözüm olduğuna ve mükemmellikten biraz uzak olan her şeyin tamamıyla eksik olduğuna dair bir inanç söz konusudur. ( Purdon, C. , Clark, D. , 2013) . Obsesif kompulsif bozuklukta en önemli etkenlerden olan inançlardan biridir. Mükemmeliyetçilik, her şeyi mükemmel biçimde yapmanın mümkün ve gerekli olduğu, en ufak hatanın bile ciddi sonuçlara yol açacağı inancı olarak görülmektedir. Mükemmeliyetçilik, “mükemmel bir durum yaratmak eğer mümkünse, kişi bunu sağlamak için çaba göstermeli” inancı ile desteklenmektedir. Mükemmeliyetçiliğin bir boyutu olan "hatalara aşırı ilgi"nin, aşırı sorumluluk ve düşüncenin önemsenmesi ile bağlantılı olabileceğini, tüm bu bilişsel değerlendirmelerin, başkaları tarafından yargılanma korkusuyla veya yapılan bir hata karşısında tahammül edilemeyen kaygı ile ilişkili olabileceğini ön görebiliriz. (Pişgin, İ. ve Özen, D. 2010).

Bilişsel davranışçı yaklaşıma göre, takıntılı düşünceler, bilişsel hatalı yorumlamaların yanı sıra düşünceyi ve düşüncenin meydana getirmiş olduğu sıkıntıyı kontrol etme amaçlı etkisiz girişimler mevzu bahis ise sorun haline gelir. BDT modeline göre; bir takıntının oluşup süreğen hale gelmesinin sebebi, tehlikeye ya da tehdide işaret ettiği ve kişinin zarara sebep olmaktan kendini sorumlu tutması şeklinde yanlış yorumlanmasıdır. Kişinin bu tür kaygılara sahip olurken sakinliğini koruması zorlaşır.

Düşünceleri bu şekilde değerlendirdiğinde endişe düzeyinde artış meydana gelir. Sonrasında bu sıkıntıyı hafifletme amacıyla bir zorlantıda bulunarak, nötrleştirme yapar, kaçınır ya da zihinsel kontrol yöntemlerini kullanır. Düşüncelerin sebep olduğu sıkıntıyla baş etmek için başvurulan tüm bu yöntemler aslında bu düşünceler üzerinde tetikleyici etkiye sahiptir ve böylelikle düşüncenin geliş sıklığı artmış olur. (Purdon C. Ve Clark D. , 2013)

OKB’nin BDT modeli, herkesin istenmeyen zorlayıcı düşüncelerinin olduğu savıyla başlar. Önemli hedefler ve kimlik duygularıyla ilişkili düşünceler, imgeler ya da dürtüler bireyin dikkatini çekmeye en eğilimli olanlardır. Salkovskis takıntıların hali hazırdaki endişelerden türediğini söylemiştir. Bu bağlamda süreğen hale gelen girici düşünceler mevcut sıkıntı ve konuları yansıtan düşünceler olma eğilimindedirler.

Bireyin istenmeyen zorlayıcı bir düşünce ilgisini çektiğinde istemsiz biçimde o düşünceyle ilgili bir takım değerlendirmeler ya da yorumlar yapar. Son yıllarda takıntılı düşünmenin ısrarcılığıyla ilgili olarak pek çok farklı hatalı değerlendirmeler saptanmıştır. Hatalı değerlendirmeler kontrol etme amaçlı bir şey yapılmadıkça bireyin kendisi ve çevresi için kötü sonuçlar doğurabilir. Tedavi içeriğinde; takıntının hatalı yorumunu sağlıklı bir değerlendirmeyle yer değiştirmek, girici düşüncelerin, zorlantıların ya da diğer nötrleştirme stratejilerinin önüne geçmek ya da ortadan kaldırmak, ne kadar kötü durumda olursa olsun takıntıları hiç bir olumsuz netice olmadan kendi haline bırakabilmeyi öğretmek şeklinde farklı aşamalar uygulanmalıdır. (Purdon C. Ve Clark D. , 2013)

Sonuç olarak, hatalı değerlendirmelerin meydana çıkarmış olduğu kaygı ve endişe bazı davranışlarla veya düşüncelerle nötrleştirilmeye çalışılır ve böylece kompulsiyonlar artmaya başlar. Bu bağlamda, BDT ve Acceptance and Commitment Therapy, OKB için özellikle en çok desteklenen terapiler olmuştur. Bu iki terapi yöntemi için de “obsessif düşünceler” insani bir öğe olarak normal sayılabilir. Özellikle ACT’de içerik ve sıklık ne olursa olsun, ayırma yöntemi ile bu düşüncelerle mücadele etmeden sadece geçmelerine izin vermek atılacak en doğru adım olacaktır. ( Toprak, T. B. , 2018)

Obsesif kompulsif bozukluk hastalarında farmakolojik tedaviye yanıt oranı %50-60’tır. OKB’de direnç, “klomipramin ve en az iki seçici serotonin gerialım inhibitörünün (SSRI) yeterli dozda ve yeterli sürede kullanılmasına karşılık sonuç alınamaması” şeklinde tanımlanır. Remisyon ve tedaviye yanıtın kesin olarak ölçütleri mevcut değildir. Dirençli OKB’de BDT ile birlikte ilaç kombinasyonu, bu yöntemlerin tek tek kullanılmasından daha faydalı sonuçlanmıştır. (Doğan, O. , 2009)

Bireyin rahatsızlıkları önleme amacıyla başvurmuş olduğu davranışlar düşüncelerin şiddetini artırmakta ve bir kısır döngü oluşmaktadır. Tedavi süresinde ise önce sürecin nasıl işlediğini öğrenecek, kısır döngüyü tanıyacaktır. Ardından bir takım istatistiklerle bu girici düşüncelerin normalizasyonu sağlanacaktır. Hatalı bilişsel yatkınlarını tanıması ve değiştirmesi için bilişsel çarpıtmalar tanıtılacak, bu çarpıtmalar nedeniyle oluşan aşırı duygulardan kaçınma için uyguladığı baş etme stratejilerinin işlevsiz olanlarına dair içgörü kazandırılacaktır.

Ayrıca son dönemde, klasik BDT için bir açılım geliştirilmiş, tekniklerine mindfullness gibi meditatif yöntemler eklenirken, kuramsal yapı da düşüncenin değişiminden kabulüne gibi temel bir önerme değişikliğine gitmiştir (Twohing ve ark, 2015). Bu bağlamda, BDT ve Acceptance and Commitment Therapy (ACT), OKB için en etkili terapi yöntemlerinden sayılmaktadır. Bu iki ekol için de “obsessif düşünceler” evrensel insani tecrübesinin bir unsuru olarak normaldir. Özellikle ACT’de içerik ve sıklık her ne olursa olsun, “ayırma’’ ile bu düşünceleri değerlendirmeye çabalamadan sadece geçmelerine izin vermek esastır. (Twohig, 2015)

Bilişsel davranışçı terapi, kişinin davranışları ve bilişleri üzerinde bir değişim sağlayarak endişe uyandıran düşünce ve belirtilerin sürmesine sebep olan davranışları azaltmaktadır. BDT kapsamında obsesyonlar ve kompulsiyonlar değerlendirilir, güvenlik sağlayıcı davranışlar sorgulanır, istenmeyen intruziv düşünce ve imgelerin yorumlanması sağlanır. Sonuç olarak tüm bunlar yapılırken OKB’nin tedavisinde bilişsel davranışçı terapi yöntemlerinin kullanılmasının, bu alanda, sinirbilim, fizyoloji, biyokimya, farmakoloji gibi bilim dallarıyla olduğu kadar, insan bilimlerindeki ilgili araştırmacılarla eşgüdüm halinde çalışılmasının hem etyoloji hem de tedavide katkısının büyük olacağı ülkemiz ruh sağlığı uzmanlarınca da belirtilmiştir. (Toprak, T. B. , 2018)

Genç ve Yetişkin Psikoloğu

YAZAR BİLGİLERİ

Uzm. Kl. Psk. Elif NUHOĞLU
Genç ve Yetişkin Psikoloğu

Adres

Barış Mah. Samsun Cad. REA İş Merkezi No:37/A
(Beylikdüzü Fiat/ Birmot arkası)
Beylikdüzü - İSTANBUL

İletişim

Email: info@rubisaglik.com
Telefon: (0212) 872 82 92
                (0212) 510 74 10
Cep       : (0530) 321 65 25
                 (0530) 301 97 61